Blog
İdari Yargı Vatandaşı mı, İdareyi mi Koruyor?
İdare hukuku; devlet kurumlarının yetkilerini, vatandaşlarla ilişkilerini ve idari işlemlerin nasıl denetleneceğini düzenler. Temel amacı, kamu hizmetlerinin düzenli yürütülmesini sağlarken bireyi idarenin keyfî işlemlerine karşı korumaktır.
Ancak uygulamada şu soru önemini korumaktadır:
İdari yargı vatandaşa zamanında ve etkili hukuki koruma sağlıyor mu, yoksa bazı durumlarda idarenin işlemlerine zaman ve hukukilik görüntüsü mü kazandırıyor?
Bu soru özellikle iltica ve aile birleşimi dosyalarında önemlidir. Çünkü göç hukukunda uzun bekleme süreleri yalnızca idari bir gecikme değildir. Bunlar aile hayatını, çocukların gelişimini ve insanların geleceğini doğrudan etkileyen hak sorunlarıdır.
Mahkemeye başvuru hakkı tek başına yeterli değildir
Bir hukuk devletinde idarenin kararlarına karşı mahkemeye başvurulabilmesi temel bir güvencedir. Fakat yalnızca dava açma hakkının bulunması yeterli değildir.
Etkili hukuki korumadan söz edebilmek için:
- İdarenin kanuni süreler içinde karar vermesi,
- Mahkemeye erişimin kolay olması,
- Yargılamanın makul sürede tamamlanması,
- İdarenin gerekçelerinin ciddi biçimde incelenmesi,
- Mahkeme kararlarının zamanında uygulanması,
- Ortaya çıkan zararın mümkün olduğunca giderilmesi
gerekir.
Bir kişi üç veya dört yıl sonra davasını kazansa bile bu süre içinde ailesinden ayrı kalmışsa, çocuğunun gelişim dönemini kaçırmışsa veya ağır psikolojik zarar yaşamışsa geç verilen karar bütün kayıpları ortadan kaldırmaz.
Bu nedenle “Mahkemeye başvurabilirsiniz” cevabı, idarenin zamanında ve hukuka uygun karar verme sorumluluğunun yerine geçemez.
Göç hukukunda gecikmenin sonuçları
İltica ve aile birleşimi dosyalarında geçen zaman tarafsız değildir. Uzun bekleme dönemlerinde:
- Eşler ve çocuklar birbirinden ayrı kalır.
- Çocuklar ailelerinden uzakta büyür.
- Aile bağları ve psikolojik sağlık zarar görebilir.
- Başka ülkelerde bekleyen aile üyeleri güvenlik riski yaşayabilir.
- Belgelerin temini zamanla zorlaşabilir.
- Çocuğun yaşı veya ailenin hukuki durumu değişebilir.
- Başvurucular ekonomik ve sosyal belirsizlik içinde kalabilir.
IND’nin 3 Şubat 2026’da yayımladığı verilere göre ilk iltica başvurularındaki ortalama bekleme süresi 2025 yılında 67 haftaya yükselmiş ve 1 Ocak 2026 itibarıyla 51.000’den fazla kişi karar bekler hâle gelmiştir. Üstelik aynı dönemde yeni iltica başvurularının sayısı azalmıştır.[1]
Danıştayın Danışma Bölümünün aktardığı Ağustos 2025 verilerine göre ise yaklaşık 34.690 kişi ilticaya bağlı aile birleşimi, 23.170 kişi de AİHS’nin 8. maddesine dayalı aile birleşimi kararı bekliyordu. Dosyaların yalnızca yaklaşık yüzde 3’ünde zamanında karar verilebilmişti.[2]
Kanuni süreye uyulmaması istisna olmaktan çıkıp genel uygulamaya dönüşürse artık yalnızca personel veya kapasite sorunundan değil, sistemli bir hukuki koruma probleminden söz edilmesi gerekir.
İdarenin karar vermemesi de hak kaybı doğurur
İdare açık bir ret kararı verdiğinde kişi kararın gerekçelerini görebilir ve esasa ilişkin dava açabilir. İdare uzun süre hiç karar vermediğinde ise kişi belirsizlik içerisinde kalır.
Başvurucu bu durumda önce idareyi karar vermeye çağırmak, ardından zamanında karar verilmemesi nedeniyle ayrı bir dava açmak zorunda kalabilir. Mahkeme idareye yeni bir süre verse bile bu, başvurunun esası hakkında karar verildiği anlamına gelmez.
Böylece kişi iki ayrı mücadele yürütür:
- İdarenin bir karar vermesini sağlamak,
- Verilen karar olumsuzsa kararın esasına karşı dava açmak.
Bu sistem özellikle hukuki destek alma imkânı sınırlı kişiler açısından son derece yıpratıcıdır.
Pilot aile birleşimi dosyaları
IND, 12 Haziran 2026’da yürürlüğe giren yeni aile birleşimi kurallarını önce sınırlı sayıdaki pilot dosyada uygulamaya başlamıştır. Yeni kurallardan etkilenen diğer bazı dosyalarda ise yönlendirici mahkeme kararları beklenirken geçici olarak karar verilmemektedir.[3]
Bu yöntemin amacı, yeni kuralların mahkemeler tarafından nasıl yorumlanacağını görmek ve daha sonra benzer dosyalarda ortak bir uygulama geliştirmek olabilir.
Fakat yöntem önemli hukuki sorular doğurmaktadır:
- Pilot dosyalar hangi ölçütlere göre seçilmektedir?
- Benzer durumdaki kişiler neden farklı zamanlarda karar almaktadır?
- Pilot dışında kalan dosyalar ne kadar süre bekletilecektir?
- Bekleme süresinde aile hayatına verilen zarar nasıl değerlendirilecektir?
- Pilot dosyalardan çıkan sonuçlar, şartları farklı olan bütün ailelere uygulanacak mıdır?
Hukuki belirsizliği oluşturan devlet olduğu hâlde bunun bütün sonuçlarının ailelere yüklenmesi adil değildir. Pilot uygulamanın kabul edilebilir olabilmesi için dosya seçiminin şeffaf, bekleme süresinin sınırlı ve uygulamanın etkili yargısal denetime açık olması gerekir.
Danıştayın eleştiri ve müdahaleleri
Hollanda’daki bütün denetim kurumlarının idarenin uygulamalarını koşulsuz biçimde desteklediğini söylemek doğru değildir. Danıştayın hem Danışma Bölümü hem de İdari Yargı Bölümü çeşitli dosyalarda hükûmetin ve IND’nin uygulamalarına eleştiriler yöneltmiştir.
Burada iki görevi birbirinden ayırmak gerekir:
- Danışma Bölümü, kanun tekliflerini yürürlüğe girmeden önce hukuki kalite, uygulanabilirlik ve temel haklar yönünden değerlendirir.
- İdari Yargı Bölümü, bireysel uyuşmazlıklarda en yüksek genel idari mahkeme olarak karar verir.
Danıştayın Danışma Bölümü, AB Göç ve İltica Paktı’nın uygulanmasına ilişkin kanun teklifinde mevcut dosya yığılmasına ve yeni sistemin IND ile yargı üzerindeki etkisine dikkat çekmiştir. Danıştay ayrıca AB hukukunun bazı alanlarda ulusal tercih hakkı bıraktığını, dolayısıyla bütün sınırlamaların Avrupa Birliği tarafından zorunlu tutulmadığını belirtmiştir.[2]
Danıştay, iki statülü sisteme ilişkin 10 Şubat 2025 tarihli görüşünde aile birleşimi başvurularının, başvurunun yapıldığı tarihte geçerli olan kurallara göre değerlendirilmesini tavsiye etmiştir. Ayrıca diğer dosyalarda yeni kuralların derhâl uygulanması tercihinin yeniden değerlendirilmesini istemiştir.[4]
İdari Yargı Bölümü de bireysel aile birleşimi davalarında IND kararlarını iptal edebilmektedir. Örneğin 5 Haziran 2026 tarihli BRS.26.001227 sayılı kararda Danıştay, bakanın kararını iptal etmiş ve başvurunun ilticaya bağlı aile birleşimi kapsamında yeniden değerlendirilmesine karar vermiştir.[5]
Danıştay, 3 Temmuz 2026 tarihli BRS.25.001301 sayılı kararında ise aile bağının değerlendirilmesinde bütün ilgili olay ve şartların dikkate alınması ve başvurucuya özgü bireysel bir inceleme yapılması gerektiğini belirtmiştir. IND’nin kararı iptal edilmiştir.[6]
Bu örnekler, Danıştayın her durumda idarenin kararını onaylamadığını göstermektedir. Bununla birlikte asıl mesele, bireysel kararlarda geliştirilen güvencelerin IND’nin genel uygulamasına ne kadar hızlı yansıdığıdır.
Ombudsmanların uyarıları
Nationale Ombudsman ve Kinderombudsman, 3 Mart 2026 tarihinde Senatoya gönderdikleri ortak yazıda yeni iltica yasalarının hazırlanma biçimini eleştirmiştir. Ombudsmanlar, yeni düzenlemelerin zaten baskı altında bulunan iltica sisteminde daha uzun bekleme sürelerine ve uygulama sorunlarına yol açabileceği uyarısında bulunmuştur.
Ayrıca IND hakkındaki şikâyetlerin önemli bir bölümünün iltica ve aile birleşimi başvurularında zamanında karar verilmemesiyle ilgili olduğu belirtilmiştir. IND hakkındaki şikâyet sayısının 2023’te 1.100’ü, 2024’te 1.600’ü geçtiği; 2025’te ise yaklaşık 1.400 olduğu açıklanmıştır.[7]
Ombudsmanların uyarıları önemli bir noktaya işaret etmektedir: Devletin görevi yalnızca kanunu uygulamak değildir. Devlet aynı zamanda öngörülebilir, insana saygılı ve düzgün işleyen bir kamu hizmeti sunmak zorundadır.
Ombudsman kararları mahkeme kararları gibi bağlayıcı değildir. Ancak idarenin iyi yönetim ilkelerine uyup uymadığını denetleyen önemli ve bağımsız değerlendirmelerdir.
Yerel mahkemelerin kararları
Yerel mahkemeler de IND’nin uzun bekleme ve erteleme uygulamalarına sınır koymuştur.
Lahey Mahkemesinin 11 Eylül 2026 tarihli, ECLI:NL:RBDHA:2026:26809 sayılı kararında pilot dosyalarda yeni aile birleşimi kurallarının değerlendirilmesi ve yönlendirici bir karar beklenmesi gerekçesiyle başka bir dosyanın bekletilmesi kabul edilmemiştir.
Mahkeme, başvurucunun daha önce de zamanında karar verilmemesi nedeniyle dava açtığını dikkate almış; davayı haklı bulmuş ve bakana iki hafta içinde karar verme yükümlülüğü getirmiştir.[8]
Lahey Mahkemesinin 2024 tarihli başka bir kararında, idarenin daha önce verilen mahkeme kararlarına rağmen aile birleşimi başvurusu hakkında karar vermemesi eleştirilmiştir. Mahkeme, idari yargıcın etkili hukuki koruma sağlayabilmesinin mahkeme kararlarının idare tarafından uygulanmasına bağlı olduğunu; kararlara uyulmamasının hukuk devletinin güvenilirliğini zedelediğini belirtmiştir.[9]
Bu kararlar, idari yargının gerektiğinde idarenin uygulamasına karşı gerçek bir denetim sağlayabileceğini göstermektedir. Sorun, bu korumanın yalnızca dava açabilen birkaç kişi için değil, aynı durumda bulunan herkes için zamanında işletilmesidir.
Çözüm için neler yapılabilir?
Eleştirinin amacı yalnızca sistemin yanlışlarını göstermek değil, uygulanabilir çözümler geliştirmek olmalıdır.
1. Karar süreleri gerçekten bağlayıcı olmalıdır
Kanuni sürelerin sürekli uzatılması veya uygulanmaması normal kabul edilmemelidir. İdare ancak gerçekten istisnai ve dosyaya özgü bir neden bulunduğunda ek süre kullanabilmelidir.
Genel iş yoğunluğu ve personel eksikliği, yıllarca devam eden gecikmenin sürekli gerekçesi olmamalıdır.
2. Süre aşımının otomatik sonucu bulunmalıdır
Kişinin her defasında ayrı bir dava açması beklenmemelidir. Kanuni süre aşıldığında:
- Dosya otomatik olarak öncelikli hâle gelmeli,
- Başvurucuya yeni ve kesin bir karar tarihi bildirilmeli,
- Bağımsız denetim birimine bildirim yapılmalı,
- Tekrarlanan gecikmelerde etkili mali veya idari yaptırım uygulanmalıdır.
3. Pilot uygulamalar açık kurallara bağlanmalıdır
Pilot dosyaların seçim ölçütleri yayımlanmalı ve farklı aile durumlarını temsil etmesi sağlanmalıdır. Pilot uygulamanın başlangıç ve bitiş tarihleri önceden açıklanmalıdır.
Pilot dışındaki dosyalar belirsiz süre bekletilmemeli ve pilot uygulama, idarenin kanuni karar sürelerine uymamasının genel gerekçesi hâline getirilmemelidir.
4. Hassas dosyalara öncelik verilmelidir
Aşağıdaki durumlarda hızlandırılmış inceleme yapılmalıdır:
- Küçük veya refakatsiz çocukların bulunduğu dosyalar,
- Ciddi hastalık veya engellilik durumu,
- Savaş ya da güvenlik riski altında bekleyen aile üyeleri,
- Uzun süredir ayrı yaşayan eşler ve çocuklar,
- Yaş nedeniyle hakkın kaybedilme ihtimali,
- Daha önce mahkeme tarafından karar verilmesi istenen dosyalar.
Bu ölçütler açık ve herkes tarafından ulaşılabilir olmalıdır.
5. Hızlandırılmış yargılama ve takip sistemi kurulmalıdır
Aile birleşimi ve uzun süre kararsız bırakılan iltica başvuruları için özel ve hızlı bir yargılama usulü oluşturulabilir.
Mahkeme gerekli durumlarda:
- Kısa ve kesin bir karar süresi belirlemeli,
- Kararın uygulanıp uygulanmadığını takip etmeli,
- Tekrarlanan gecikmelerde daha güçlü yaptırım uygulamalı,
- Aile hayatında oluşabilecek geri döndürülemez zararı ayrıca değerlendirmelidir.
6. Aynı durumdaki herkes karardan yararlanmalıdır
Bir mahkeme belirli bir IND uygulamasını hukuka aykırı bulduğunda yalnızca dava açan kişinin dosyası düzeltilmemelidir. IND aynı hukuki ve maddi durumda bulunan diğer dosyaları da kendiliğinden yeniden değerlendirmelidir.
Bu yöntem eşitliği sağlar ve aynı konuda binlerce benzer dava açılmasını önler.
7. Düzenli ve bağımsız denetim yapılmalıdır
IND belirli aralıklarla şu bilgileri yayımlamalıdır:
- Bekleyen dosya sayısı,
- Ortalama ve en uzun bekleme süreleri,
- Kanuni sürede sonuçlanan dosyaların oranı,
- Pilot kapsamında ve pilot dışında bekleyen dosyalar,
- Çocukların bulunduğu dosyaların sayısı,
- Mahkeme kararlarının uygulanma süresi.
Bu veriler parlamento, Danıştay, Ombudsman ve bağımsız denetim kurumları tarafından düzenli olarak değerlendirilmelidir.
8. Yeni düzenlemeler için temel haklar değerlendirmesi yapılmalıdır
Her yeni göç düzenlemesi yürürlüğe girmeden önce yalnızca maliyet ve personel hesabı yapılmamalıdır. Düzenlemenin:
- Aile hayatına,
- Çocuğun üstün yararına,
- Eşitlik ilkesine,
- Bekleme sürelerine,
- IND ve mahkemelerin iş yüküne,
- Avrupa ve uluslararası hukuktan doğan yükümlülüklere
etkisi önceden değerlendirilmelidir.
Uygulanabilir olmayan bir kanunun çıkarılması, daha sonra insanları yıllarca mahkemelerde bekletmenin gerekçesi olamaz.
Sonuç
Danıştayın görüş ve kararları, Ombudsmanların uyarıları ve yerel mahkemelerin hükümleri, Hollanda’daki sistemin tamamen denetimsiz olmadığını göstermektedir. Bu kurumlar farklı dosyalarda idarenin kararlarını iptal etmiş, daha dikkatli bireysel inceleme istemiş ve uzun bekleme sürelerini eleştirmiştir.
Ancak esas sorun, bu karar ve uyarıların genel uygulamayı ne kadar hızlı değiştirdiğidir. Bir mahkemenin tek bir dosyada IND’yi karar vermeye zorlaması önemlidir. Fakat aynı durumda bekleyen binlerce dosyanın sorunu devam ediyorsa yapısal çözüm henüz gerçekleşmemiştir.
İdari yargının görevi idarenin çalışmasını imkânsız hâle getirmek değildir. Fakat idarenin iş yükünü ve uygulama güçlüklerini sürekli olarak bireyin temel haklarının önüne koymak da doğru değildir.
Çözüm; bağlayıcı karar süreleri, şeffaf pilot uygulamalar, hassas dosyalara öncelik, hızlandırılmış yargılama, etkili yaptırımlar, aynı durumdaki dosyaların topluca düzeltilmesi ve bağımsız denetim mekanizmalarının birlikte uygulanmasıdır.
Asıl ölçüt açıktır:
Bir hukuk sisteminin başarısı, kaç farklı başvuru yolu oluşturduğuyla değil, hak ihlalini ne kadar erken önlediği ve meydana gelen zararı ne kadar etkili giderdiğiyle ölçülmelidir.
Kaynaklar
[1] IND, “IND-jaarcijfers 2025: minder aanvragen, lange wachttijden, hoge dwangsommen”, 3 Şubat 2026.
IND 2025 yılı verileri
[2] Afdeling advisering van de Raad van State, Uitvoerings- en implementatiewet Asiel- en migratiepact 2026, görüş no. W03.25.00165/II.
Danıştayın AB Göç ve İltica Paktı uygulama yasası görüşü
[3] IND, “IND toetst nieuwe nareisregels in de praktijk” ve “Wanneer begint de IND met mijn nareisaanvraag?”, Haziran–Ağustos 2026.
IND pilot uygulama açıklaması
IND aile birleşimi bekleme süreleri açıklaması
[4] Afdeling advisering van de Raad van State, Wet invoering tweestatusstelsel, görüş no. W03.24.00362/II, 10 Şubat 2025.
Danıştayın iki statülü sistem hakkındaki görüşü
[5] Afdeling bestuursrechtspraak van de Raad van State, BRS.26.001227, 5 Haziran 2026.
Danıştayın 5 Haziran 2026 tarihli aile birleşimi kararı
[6] Afdeling bestuursrechtspraak van de Raad van State, BRS.25.001301, 3 Temmuz 2026.
Danıştayın 3 Temmuz 2026 tarihli aile birleşimi kararı
[7] Nationale Ombudsman ve Kinderombudsman, “Asielwetten getuigen van onzorgvuldigheid en leiden tot langere wachttijden”, belge no. 2026/023, 3 Mart 2026.
Ombudsmanların iltica yasaları hakkındaki ortak uyarısı
[8] Rechtbank Den Haag, 11 Eylül 2026, ECLI:NL:RBDHA:2026:26809, dosya no. NL26.30481.
Lahey Mahkemesinin pilot uygulama ve geç karar hakkındaki kararı
[9] Rechtbank Den Haag, ECLI:NL:RBDHA:2024:13036.
Mahkeme kararlarına uyulmamasının hukuk devletine etkisi hakkındaki karar