Uncategorized

GÖÇÜN SESSİZ YIKIMI VE UMUT 

 Kaybolan Duygular ve Yeniden Hatırlanan Değerler

Son on yılda Türkiye’de yaşanan hukuki sorunlar ve siyasi belirsizlikler, on binlerce insanı ülkelerini terk etmeye zorladı. Bugün bu insanlar dünyanın farklı ülkelerinde yeni bir hayat kurmaya çalışıyor.

Kendisi de göç etmek zorunda kalan  bir göçmen hukuku uzmanı olarak bu süreçte sayısız insanın dosyasını inceledim, hikâyesini dinledim ve zamanla fark ettiğim önemli bir gerçek var:

Göçün en büyük yıkımı, çoğu zaman hukuki değil, duygusaldır.

Duygusal Eşiklerin Kaybı

Göç etmek zorunda kalan birçok insan, zamanla duygusal dengesini farklı bir noktaya taşıyor. Artık neye ne kadar sevineceklerini, neye ne kadar üzüleceklerini tam olarak hissedemiyorlar.

Eskiden büyük bir mutluluk kaynağı olan gelişmeler, artık sıradan geliyor.

Ya da küçük bir sorun, beklenmedik derecede ağır bir yük haline gelebiliyor.

Bu durum tesadüf değil.

Uzun süren belirsizlik, travma, statü kaygısı ve geleceğe dair kontrol kaybı, insanın iç dünyasında ciddi bir aşınmaya yol açıyor.

Kalabalık İçinde Yalnızlık

Göçmenlerin yaşadığı bir diğer derin sorun ise kendini değersiz hissederek yalnızlık.

Yeni bir ülke, yeni bir dil, yeni bir sistem…

Ama eski hayat yok.

Alışkanlıklar yok.

Aidiyet duygusu yok.

İnsanlar çoğu zaman kalabalık şehirlerde yaşıyor ama içsel olarak izole kalıyorlar.Kendilerini ne tamamen geçmişe ait hissediyorlar  ne de tam anlamıyla bulundukları yere.

Bu “arada kalmışlık” hali, zamanla sessiz ama derin bir yıpranmaya , kendini değersiz hissetmeye ve yanlızlığa dönüşüyor.

Aslında Neyimiz Var?

Tüm bu tabloyu uzun süre gözlemledikten sonra vardığım çok net bir kanaat var:

Bardağın boş tarafında  tüm bu olumsuz ruh hali olsa da bazı temel şeylere sahipseniz, düşündüğünüzden çok daha iyi bir noktadasınız.

Eğer sağlıklı iseniz ve huzurlu bir aile hayatınız varsa…

Eşinizle sağlıklı bir ilişkiniz, çocuklarınızla sıcak bir bağınız varsa…

Eğer başınızı sokacak bir eviniz varsa…

Kapınızı kapattığınızda kendinizi güvende hissedebiliyorsanız…

Eğer az da olsa geçiminizi sağlayabileceğiniz bir işiniz varsa…

Ve eğer güvenli bir yerde yaşıyorsanız…

Geceleri korkmadan uyuyabiliyorsanız…

Aslında hayatın en temel sütunlarına ve kazanımlarına sahipsiniz.

Süreçte yıpranmış olsanız da değersiz ve yalnız değilsiniz. 

Eksik Olanın Gölgesi

Ancak bu noktada kritik bir denge var.

Bu unsurların her biri tek başına değerli olsa da, birindeki eksiklik diğerlerinin de anlamını zayıflatıyor.

Güven yoksa huzur eksik kalıyor.

Aile yoksa başarı anlamsızlaşıyor.

Sağlık yoksa hiçbir şeyin tadı tam çıkmıyor.

Bu yüzden göç sürecinde yaşanan kayıplar sadece maddi ya da hukuki değildir.

İnsan, bazen sahip olduklarının değerini de yavaş yavaş kaybediyor. 

Yeniden Denge Kurmak

Bu zorlu süreçte anne ve babasını kaybeden biri olarak anladım ki,  en kritik nokta;  farkındalığı yeniden kazanmaktır.

Her şey yolunda olmasa bile,

her şey kötü de değildir.

Belki de yapılması gereken şey, büyük hedeflerden önce sağlıklı yaşam,huzur, dirlik v.b  hayati gerçekleri yeniden hatırlamaktır.

Bunlar sıradan detaylar değil, hayatın temelidir.

Göç, sadece bir yer değiştirme değildir.

Aynı zamanda insanın iç dünyasında derin bir dönüşümdür.

Ama bu dönüşümün içinde kaybolmamak da mümkündür. 

Bazen mutluluk, yeni bir şey kazanmaktan değil,hala kaybetmediklerimizi fark etmekten geçer.

Bundan sonrası ise sabır ve gayrete kalacaktır. 

Unutmamak gerekir ki ; kader gayrete aşıktır. 

Son söz usta şairimiz Mehmet Akif’in olsun ;

Ümitsizlik öyle bir bataktır ki düşersen boğulursun,

Azme sımsıkı sarıl bak ne olursun! 

Vesselam…

Av.H.Hüseyin TANRIVERDİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir