Göçmen Gözüyle

Avrupa Çöküyor mu? Değişen Avrupa’da Göçmenleri Nasıl Bir Gelecek Bekliyor?

Avrupa son yıllarda ciddi bir ekonomik ve sosyal dönüşüm yaşıyor. Yüksek enerji ve konut maliyetleri, yaşlanan nüfus, düşük doğum oranları, Çin ile artan rekabet, sanayinin geleceği ve yapay zekânın çalışma hayatına etkileri giderek daha fazla tartışılıyor.

Bütün bunlar zaman zaman “Avrupa çöküyor mu?” sorusunu gündeme getiriyor.

Ancak yaşananları bir çöküşten ziyade, Avrupa’nın uzun yıllar boyunca oluşturduğu yüksek refah standardını yeni şartlar altında sürdürmekte zorlanması şeklinde değerlendirmek daha doğru görünüyor.

Refah devleti yeni bir sınavla karşı karşıya

Avrupa uzun yıllar sağlık, eğitim, sosyal güvenlik, çalışan hakları ve güçlü kamu hizmetleriyle dünyaya önemli bir refah modeli sundu.

Bugün Avrupa hâlâ dünyanın ekonomik açıdan en güçlü ve yaşam standardı en yüksek bölgelerinden biri. Fakat Avrupalılar bugünkü durumlarını dünyanın daha yoksul bölgeleriyle değil, büyük ölçüde kendi geçmişlerindeki refah seviyesiyle karşılaştırıyor.

Bu nedenle ortaya çıkan hoşnutsuzluğun önemli bir kısmı mutlak bir yoksullaşmadan değil, gelecekte bugünkü yaşam standardının korunup korunamayacağı endişesinden kaynaklanıyor.

Avrupa’nın yaşlanan nüfusu bu endişenin önemli nedenlerinden biri. Çalışan nüfusun göreli olarak azalması; emeklilik, sağlık ve sosyal güvenlik sistemlerinin finansmanını giderek zorlaştırıyor.

Buna Çin ile artan sanayi rekabeti, yüksek enerji maliyetleri ve bazı üretim faaliyetlerinin Avrupa dışına yönelmesi de ekleniyor.

Gençlerin en önemli sorunu: Gelecek belirsizliği

Bu dönüşüm özellikle gençleri etkiliyor.

Konut fiyatlarının ve kiraların yükselmesi gençlerin bağımsız bir hayat kurmasını zorlaştırıyor. Eğitim alınmış olması artık geçmişteki kadar güçlü bir ekonomik güvence olarak görülmeyebiliyor.

Yapay zekâ ve otomasyon da yeni bir soruyu beraberinde getiriyor:

“Bugün eğitimini aldığım meslek on yıl sonra hâlâ var olacak mı?”

Dolayısıyla Avrupa’daki huzursuzluğu yalnızca gelir seviyeleri üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Asıl meselelerden biri, geleceğin eskisine göre daha az öngörülebilir hale gelmesidir.

Avrupa’nın zayıflaması Türkiye için iyi haber değildir

Avrupa’daki ekonomik sorunların Türkiye açısından olumlu bir gelişme olduğu düşüncesi de yanıltıcıdır.

Türkiye ile Avrupa ekonomileri birbirine güçlü biçimde bağlıdır. Türkiye’nin ihracatının önemli bir bölümü Avrupa pazarına yönelmekte; Avrupa’daki ekonomik canlılık Türkiye’nin sanayisini, ticaretini, yatırımlarını ve turizmini doğrudan etkilemektedir.

Bu nedenle Avrupa’da satın alma gücünün düşmesi veya ekonomik büyümenin ciddi biçimde yavaşlaması yalnızca Avrupa’nın sorunu olarak kalmaz.

Avrupa’nın ekonomik olarak güçlü olması Türkiye’nin de menfaatinedir.

Peki Avrupa’daki göçmenler bundan hangi sonucu çıkarmalı?

Belki de bizim açımızdan asıl önemli soru budur.

Avrupa’ya yerleşmiş olmak tek başına geleceği garanti altına almıyor. Avrupa’nın değişen ekonomik ve sosyal yapısı, burada yaşayan göçmenlerin de gelecek planlarını yeniden düşünmesini gerektiriyor.

İlk mesele dildir. Yaşanılan ülkenin dilini öğrenmek yalnızca entegrasyon veya vatandaşlık şartı değildir. Dil; daha iyi bir işe ulaşmanın, eğitim sistemini anlamanın, kamu kurumlarıyla doğrudan ilişki kurmanın ve gerektiğinde hakkını arayabilmenin en önemli araçlarından biridir.

İkinci mesele eğitimdir. Özellikle göçmen ailelerin çocuklarının okul hayatı yakından takip edilmeli; eğitim sistemindeki yönlendirmeler, yükseköğretim imkânları ve meslek seçenekleri iyi bilinmelidir.

Üçüncü mesele ekonomik bağımsızlıktır. Avrupa’nın sosyal devlet imkânları önemli bir güvence olmakla birlikte hayat planını yalnızca sosyal yardımların veya bugünkü refah seviyesinin değişmeden devam edeceği varsayımı üzerine kurmak doğru değildir.

Çalışma hayatına katılmak, meslek edinmek, tasarruf yapmak ve yeni beceriler kazanmak giderek daha önemli hale gelecektir.

Aynı şekilde tek bir mesleğin ömür boyu güvence sağlayacağı düşüncesinden de uzaklaşmak gerekiyor. Yapay zekâ ve dijitalleşme karşısında hem yetişkinlerin hem de gençlerin sürekli öğrenmeye ve gerektiğinde meslek değiştirmeye hazır olması önem kazanacaktır.

Hukuki statüyü de ihmal etmemek gerekir

Göçmenler açısından ekonomik güvence kadar hukuki güvence de önemlidir.

Şartları oluştuğunda geçici veya süreli oturumdan daha güçlü oturum statülerine geçiş, AB uzun süreli ikamet statüsü veya vatandaşlık imkânlarının zamanında araştırılması gerekir.

Elbette herkesin hukuki durumu farklıdır ve bu konular bireysel şartlara göre değerlendirilmelidir. Ancak yıllarca Avrupa’da yaşayıp hukuki statüyü güçlendirme imkânlarını hiç araştırmamak da uzun vadede önemli bir eksiklik olabilir.

Bunun yanında göçmenlerin yaşadıkları toplumla güçlü bağlar kurması gerekir. Meslek kuruluşlarında, okullarda, derneklerde, gönüllü faaliyetlerde ve yerel toplumsal yapılarda yer almak yalnızca “entegrasyon” meselesi değildir. Aynı zamanda sosyal ve mesleki çevrenin genişlemesi anlamına gelir.

En büyük yatırım çocuklarımız olmalı

Avrupa’daki dönüşümden çıkarılabilecek en önemli derslerden biri çocuklarımızın geleceğiyle ilgilidir.

Onları gelecekte karşılaşabilecekleri sorunlarla korkutmak yerine, mümkün olduğunca fazla seçenekle donatmak gerekir.

İyi bir dil eğitimi, güçlü bir okul hayatı, meslek, dijital beceriler, finansal okuryazarlık ve yaşadığı toplumla sağlıklı ilişkiler kurabilme yeteneği geleceğin önemli güvenceleri olacaktır.

Sonuç

Avrupa çökmüyor; ancak değişiyor.

Geçmişteki yüksek refah standardını sürdürmek için ekonomik, demografik ve teknolojik olarak yeni bir modele ihtiyaç duyuyor.

Bu değişimi Avrupa’da yaşayan göçmenler olarak bizim de doğru okumamız gerekiyor.

Yeni dönemde güvence yalnızca sosyal devlet, yalnızca bir oturum kartı, yalnızca bir iş veya yalnızca bir diploma olmayacaktır.

Dil + eğitim + meslek + ekonomik dayanıklılık + güçlü hukuki statü + toplumsal katılım, birlikte düşünüldüğünde çok daha güçlü bir gelecek stratejisi oluşturacaktır.

Bu nedenle kendimize sormamız gereken soru yalnızca “Avrupa bize gelecekte ne sağlayacak?” olmamalıdır.

Asıl soru şu olmalıdır:

Biz ve çocuklarımız, değişen Avrupa’da kendi ayaklarımız üzerinde durabilecek kadar donanımlı olmak için bugünden ne yapıyoruz?

Saygılarımla

Av.H.Hüseyin TANRIVERDİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir