Haberler

AVRUPA İNSAN HAKLARI MAHKEMESİNİN TÜRKİYE KARARLARI VE TÜRKİYE’DEN GELEN SIĞINMACILARA ETKİSİ 

Giriş: Avrupa’nın Aynasında Türkiye

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Türkiye’ye yönelik olarak son yıllarda verdiği kararlarla hukuk devleti ve temel haklar açısından hepimize önemli mesajlar veriyor. Öne çıkan davalar arasında Osman Kavala, Selahattin Demirtaş, Hidayet Karaca, Yüksel Yalçınkaya ve en güncel olarak Demirhan ve diğerleri  yer alıyor.

Bu kararlar, Türkiye’deki yargı süreçlerinin yanı sıra Avrupa’da yaşayan veya iltica başvurusu yapan Türkiye kökenli bireyler için de önemli çıkarımlar barındırıyor.

Ortak Noktalar ve Mesajlar

1. Yargı süreçlerinin siyasi/temel haklarla ilişkilendirildiği algısı

Osman Kavala davasında, AİHM Türkiye’nin hem özgürlük ve güvenlik hakkı hem de sınırlandırmanın başka amaçla yapılmaması ilkesi (m. 18) açısından ihlal tespit etti.

Selahattin Demirtaş davasında, siyasal muhalefet hakkı ve adil yargılanma ilkeleri bağlamında ciddi eleştiriler yer aldı.

Hidayet Karaca davasında, uzun tutukluluk, makul şüphe eksikliği ve savunma hakkının kısıtlanması gibi durumlar gündeme geldi.

Yüksel Yalçınkaya davasında, mahkeme “sadece ByLock uygulamasını kullanmak” gibi bir kriterle otomatik suçlama yapılmasını, hukukun öngörülebilirliği ilkesine aykırı buldu.

Demirhan ve diğerleri davasında  (239 başvuran) mahkeme, Türkiye’de ByLock kullanımına dayanarak yapılan toplu, bireyselleştirilmiş suçlamaların m. 7 (suç ve ceza kanuniliği) ve m. 6-1 (adil yargılanma) ihlali oluşturduğunu açıkladı. 

Bu davalar, farklı aktörler ve farklı arka planlara sahip gibi görünse de ortak çizgi şu:

-Türkiye’de bazı yargı süreçlerinin “terör/ittifak/örgüt” başlığı altında yürütülmesi ve burada temel hakların standart biçimde işletilmemesi;

-Yargı bağımsızlığı, makul şüphe, bireyselleştirilmiş suçlama, delil açıklığı ve savunma hakkı gibi hukuk devleti standartlarının sistematik olarak sorgulanması;

-Bu davaların yalnızca bireysel hata değil, bir sistem problemi olarak okunması. Örneğin Demirhan kararında mahkeme, bu durumun “yaygın ve yapısal” (“systemic”) bir sorun olduğunu vurguladı. 

2. Yargı bağımsızlığı, siyasi yönlendirme ve muhalif kimlik

Osman Kavala davasında, yargı süreçlerinin siyasi aktörlerin açıklamalarıyla doğrudan ilişkilendirilmesi söz konusu oldu.

Selahattin Demirtaş davasında da muhalif bir siyasetçiye yönelen cezaî sürecin demokratik toplum standardı açısından sorgulanabilirliği ortaya çıktı.

Demirhan davasında ise ByLock kullanıcılarının büyük ölçüde otomatik suç örgütü üyeliğiyle ilişkilendirilmesi, yargı bağımsızlığı ve suçun bireysel temelinin zayıflığına dair ciddi kaygılar doğurdu. 

3. Hukukun öngörülebilirliği, adil yargılanma ve delil ilkeleri açısından sorunlar

Yalçınkaya kararında, ByLock kullanımının tek başına suç örgütü üyeliğiyle eşleştirilmesi hukukun öngörülebilirliği (m. 7) açısından ihlal bulundu.

Demirhan davasında mahkeme bu gerekçeleri somutlaştırdı: “Türkiye’de mahkemeler ByLock kullanımını yeterli delil görmüş, bireyselleştirilmiş suçun unsur ve kastını gösterme yükünü yerine getirmemiştir.” 

Bu, yalnızca tek bir davaya özgü değil; AİHM, binlerce benzer başvuru için Türkiye’yi bilgilendirmiş durumda. 

4. Uluslararası yükümlülüklerin uygulanmaması ve bundan doğan güvensizlik

Yukarıdaki davalarda, Türkiye’nin AİHS’e (Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi) bağlılığı ve AİHM kararlarının uygulanması bağlamında ciddi eksiklikler söz konusu.

Demirhan kararında mahkeme, Türkiye’nin benzer ihlal durumlarını çözme yönünde genel önlemler alması gerektiğini vurgulamış; dolayısıyla bu sadece bireysel bir karar değil, yapısal reform çağrısı olarak da okunabilir. 

Avrupa’ya Verilen Mesaj: Hukuk Devleti Alarm Veriyor

AİHM’in son dönem Türkiye kararları, Avrupa Konseyi açısından Türkiye’ye dair “uygulama açığı” raporlarının yönünü etkiliyor.

Demirhan davası, Türkiye’de terör suçları kapsamında yürütülen yargılamaların yalnızca bireysel değil toplu şekilde hukuka aykırı kriterlerle gerçekleştirildiğine işaret ediyor. Bu, Avrupa kamuoyunda ve hukuk camiasında Türkiye’de hukukun üstünlüğü ilkesinin içeriği ve güvenirliği açısından ciddi bir mesaj.

Aynı zamanda bu kararlar, Türkiye’nin AİHS sistemine olan bağlılığının yalnızca formel değil fiili olarak da test edildiğini gösteriyor.

Mülteciler Açısından Ne Anlama Geliyor?

Türkiye kökenli mülteciler – özellikle AB ülkelerine sığınmış olanlar – için bu kararlar iki düzeyde anlam taşıyor: hem bireysel hem de toplumsal/bölgesel düzeyde.

1. İltica veya mültecilik başvurularında durum değerlendirmesi

Bu kararlar; başvuranın, ülkesinde siyasi yöneliminden dolayı ya da temel haklarının sistematik biçimde ihlal edilmesi riski nedeniyle korunma talep edilebileceğine dair önemli dayanaklar sunuyor.

Örneğin, Demirhan kararında görüldüğü gibi “ByLock kullanımı” gibi genel kriterlerle suçlama yapılması ve kişiye özel delil incelemesinin yapılmaması, Türkiye’de hukukun öngörülebilirliği ve adil yargılanma açısından ciddi şüphe doğurdu. Bu, iltica başvurusu yapan bir bireyin “geri gönderilme durumunda benzer bir sistemle karşılaşabilirim” argümanını güçlendirir.

Ayrıca, Türkiye’nin “güvenli ülke” olarak değerlendirilip değerlendirilemeyeceği bakış açısından da bu kararlar önem taşıyor: Türkiye’de hukukun üstünlüğü ve yargı bağımsızlığı hususlarında ciddi zaaflar bulunması, “güvenli ülke” muhasebesini zorlaştırıyor.

2. Güven ve beklenti açısından mesaj

Bu kararlar mültecilere şöyle bir mesaj veriyor: “Ülkende temel hakların ve yargı süreçlerinin güvenilirliği konusunda ciddi sorunlar var.” Bu, mülteci birey için geçmişte yaşadığı veya yaşama ihtimali olan durumu hem haklılığı açısından, hem de korunma talebi açısından destekliyor.

Aynı zamanda, bu durum sivil toplum kuruluşları, hukuk klinikleri ve mülteci destek ağları için de önemli argümanlar sunuyor: “Türkiye’de sistemik sorun var” diyebilmek mülteci talepleri açısından destekleyici olabilir.

3. Geri gönderme riski (refoulement) bağlamında

Türkiye’ye geri gönderilme riski değerlendirilirken, AİHM kararları bir kriter hâline geliyor: örneğin Demirhan kararında görüldüğü gibi, Türkiye’de terör örgütü üyeliği suçlamasında adil yargılanma standardının ihlal edildiği yönünde karar var. Bu, geri gönderilme yasağı kapsamında “geri gönderilme hâlinde ciddi hak ihlali riski” iddiasını güçlendiriyor.

Dolayısıyla, Türkiye kökenli bir kişi AB ülkelerindeki iltica başvurusunda bulunuyorsa, bu tür kararları argüman olarak kullanması mümkündür.

4. Dayanışma, bilinçlendirme ve savunma ağı açısından

Bu kararlar yüksek profilli davalar üzerinden dikkat çektiğinden, Türkiye kökenli mülteciler arasında bu tür hukuki arka planın farkındalığı artabilir  “benzer durumda olan çok sayıda kişi var” algısı güçlenir.

Hukuk klinikleri ve mülteci destek kuruluşları için de bu kararlar, bilgilendirme materyali, savunma stratejisi ve risk analiz raporları açısından güçlü kaynaklar sunar.

Sonuç: Avrupa İnsan Hakları Hukuku Bir Barometre Gibi

AİHM’in son yıllarda Türkiye’ye ilişkin verdiği kararlar sadece yargısal süreçlerin bir yansıması değil; aynı zamanda Türkiye’nin demokrasi ikliminin, hukuk devleti işleyişinin barometresi niteliği taşıyor.

Bu kararlar bize şu mesajı veriyor:

İfade özgürlüğü, muhalefette olma hakkı, adil yargılanma gibi temel ilkeler, siyasi atmosferin gölgesinde zayıflıyor.

Türkiye’de yargı sisteminin, özellikle terörle mücadele başlığı altında yürütülen dava süreçlerinin, radar dışında kalmaması gereken ciddi hak ihlali riski taşıdığı yönünde sinyaller var.

Avrupa’da yaşayan Türkiye kökenli mülteciler için bu bağlamda üç şey öne çıkıyor: geçmişteki yaşantılarının meşruiyeti; korunma taleplerinde güçlü bir hukukî dayanak; ve geleceğe dair güvenli bir ortam beklentisi açısından sorgulama alanı.

Son Söz

AİHM’in son dönem Türkiye kararları “ ADALET ulusal sınırları aşan” bir mesele olduğunu hatırlatıyor. Bu kararlar hem Türkiye’de insan hakları savunucularına hem de Avrupa’da bulunan Türkiye kökenli mültecilere aynı mesajı veriyor:

“Adaletin gecikmesi, onu arayanların sesini susturamaz.”

Saygılarımla 

Av.H.Hüseyin TANRIVERDİ

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir