Blog
AB 2025 TÜRKİYE RAPORU iLE iLGİLİ GÖÇ VE İNSAN HAKLARI PENCERESiNDEN BiR DEĞERLENDiRME
4 Kasım 2025’te yayımlanan AB Komisyonu Türkiye Raporu, Türkiye–AB ilişkilerinin hangi eksen üzerinde ilerleyeceğini yeniden tartışmaya açtı. Özellikle göç yönetimi, mülteci hakları ve insan hakları uygulamaları, raporun en çok öne çıkan başlıkları arasında.
Türkiye’nin son on yıldır AB için taşıdığı stratejik önem büyük ölçüde göç yönetimi üzerinden şekillendi. Ancak rapor, bu işbirliğinin artık sadece “göç yükü” ve “sınır güvenliği” çerçevesinde ele alınamayacağını, temel hak ve özgürlükler açısından da ciddi bir değerlendirmenin şart olduğunu vurguluyor.
Türkiye’nin Göç Yönetimindeki Rolü: AB İçin Vazgeçilmez Bir Ortak
Türkiye hâlâ dünyanın en fazla mülteci barındıran ülkesi. Yaklaşık 3 milyon Suriyeli ve diğer ülkelerden gelen yüz binlerce kişi Türkiye’de sığınma arıyor. AB Komisyonu 2025 Raporu da Türkiye’nin bu büyük göç nüfusunu yönetmekte önemli ve kritik bir rol oynadığını kabul ediyor.
AB, yıllardır Türkiye’ye yönelik fonlar ve projeler aracılığıyla bu yükün hafifletilmesine destek veriyor. Ancak rapor, Türkiye’nin entegrasyon politikalarının hâlâ istenilen düzeyde olmadığını, mülteci ve göçmenlerin eğitim, sağlık, işgücü piyasası ve sosyal hayata erişimde ciddi sorunlar yaşadığını açıkça ortaya koyuyor.
Kısacası AB açısından Türkiye güçlü bir ortak; fakat bu ortaklığın insan hakları ve Avrupa standartlarıyla uyumlu olması şart.
Geri Göndermeme İlkesi ve Sınır Uygulamaları: AB’nin Yakından İzlediği Bir Alan
Raporun en kritik tespitlerinden biri, sınır bölgelerinde yaşanan geri itme (push-back) iddiaları ve hızlandırılmış geri gönderme süreçleri. Bunlar, uluslararası hukukun temel kurallarından biri olan geri göndermeme (non-refoulement) ilkesinin ihlaline yol açabilecek riskler taşıyor.
Türkiye’nin göçmen hukukundaki mevcut yasal altyapısı geniş olsa da, uygulamada bazı eksiklikler olduğu raporda açıkça ifade ediliyor. Bu durum, Türkiye’nin AB müktesebatına uyumu açısından önemli bir sorun alanı olarak karşımıza çıkıyor.
İnsan Hakları ve Hukuk Devleti: AB’nin En Sert Eleştirileri
2025 Raporu’ nun en vurucu kısmı, Türkiye’de insan hakları, demokratik standartlar ve hukuk devleti alanlarındaki gerilemeye ilişkin değerlendirmeler.
Rapor özellikle şu konulara dikkat çekiyor:
- Yargı bağımsızlığının zayıflaması
- İfade özgürlüğünün kısıtlanması
- Sivil toplum alanının daralması
- AİHM kararlarının uygulanmaması
Bu başlıklar, göç hukuku uygulamalarını da doğrudan etkiliyor. Zira bağımsız bir yargı sistemi olmadan mültecilerin ve göçmenlerin hukuki koruma mekanizmalarına erişimi ciddi şekilde zayıflıyor.
Türkiye–AB İlişkilerinde Yeni Dönem: İşlevsel Ortaklıktan Değer Temelli Bir Çerçeveye?
Raporun genel mesajı net:
Türkiye ve AB arasındaki ilişki artık sadece göç ve güvenlik üzerine kurulu olamaz.
AB, Türkiye’nin göç yükünü taşımasını takdir ediyor; ancak insan hakları ve hukuk devleti alanlarındaki gerileme, bu işbirliğini sürdürülebilir olmaktan uzaklaştırıyor.
Bu nedenle rapor, Türkiye’nin AB ile ilişkilerinde yeni bir sayfa açabilmesi için:
- demokrasi ve hukukun üstünlüğü alanında ilerleme,
- mültecilerin entegrasyonuna yönelik yapısal adımlar,
- uluslararası insan hakları standartlarına uyum,
- geri göndermeme ilkesinin eksiksiz uygulanması
gibi alanlarda somut reformlar gerektiğini vurguluyor.
Sonuç: Göç Yönetimi Tek Başına Yetmiyor
AB Komisyonu’nun 4 Kasım 2025 tarihli raporu, Türkiye’nin göç yönetimindeki yükü üstlenmesinin tek başına AB ile ilişkileri iyileştirmeye yetmeyeceğini gösteriyor.
İlişkinin geleceği artık daha çok:
- haklar,
- değerler,
- normatif uyum,
- yargı bağımsızlığı,
- demokrasi standartları
gibi alanlarda atılacak adımlara bağlı.
Türkiye’nin bu alanlarda atacağı reform adımları hem göçmenlerin haklarının güçlenmesini sağlayacak, hem de Avrupa Birliği ile olan ilişkilerin yeniden canlanmasına kapı aralayacaktır.
Saygılarımla.
Av.H.Hüseyin TANRIVERDİ